• BIST 104.281
  • Altın 145,445
  • Dolar 3,5051
  • Euro 4,1748
  • İstanbul : 24 °C

Asri Zamanlar

Oruç Kaya

Kapitalist dünyanın önemli isimleri, kapitalizmi sorguluyor ve hatta eleştiriyor.

   Ali Koç'un "… Gerçek sorun kapitalizmdir.” sözleri, çok konuşuldu ve hatta Ali Koç, Sosyalizm’in önemli isimleri (Marx, Engels, Lenin) ile birlikte “capslerde” gösterildi. Ayrıca Bülent Eczacıbaşı “Kapitalizm insanlık için istenen sonuçları vermedi, veremedi." ve Zeynep Bodur Okyay “Kapitalizmin insanileştirilmesi konusunda düşünmek gerekiyor." diyerek kapitalizmi eleştirdi. Richard Branson ve Bill Gates de kapitalizmi sorguladı.

 

Kapitalist Dünya, Niçin Kapitalizmi Sorguluyor?

   Her şey, Newton’un klasik mekaniğin temellerini ortaya koyduğu ve bilim dünyasını ve hatta iş hayatını ve beşeriyeti etkileyen “Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri (Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica (1686)” adlı kitabı ile başladı.

   Frederick Winslow Taylor, “Bilimsel Yönetim İlkeleri (1911) ” kitabında Newton’un fiziksel modelini ve ilkelerini esas alarak iş hayatını etkileyecek bilimsel yaklaşımlar ortaya atarken Henry Ford, bu ilkeleri üretimde (üretim hattı ve büyük miktarda seri üretim ile maliyet düşürme) uyguladı.

   Taylor’a göre işçiler ve çalışanlar; karlılığı ve verimliliği olumsuz etkilediği için üretim sürecinde işçi pasifize edilerek makinenin basit bir uzantısı haline indirgenmeli, tüm zihinsel faaliyetler yöneticilerde toplanmalı ve işler, basitleştirilerek ve standartlaştırılarak beceri gerektirmeyecek biçime dönüştürülmeliydi.

   Taylor’a göre şirketler, hiyerarşik ve otoriter (yetkilerin ve sorumlulukların merkezde ve yöneticilerde toplandığı) yönetim tarzını benimsemeli ve her durumda karlılığı ve verimliliği esas almalıdır.

   Taylor’un bilimsel yaklaşımı ve Ford’un pratik uygulamalarına göre insan (çalışanlar), ayrı ayrı ikame edilebilir parçalardan oluşan ve bu parçaların kontrol edilebildiğinde uyum içinde çalışan bir makinenin parçasıdır.

   Taylor’un çalışanların (işçilerin) ve şirketlerin rolüne ilişkin anlayışı, mekanikçi bir anlayıştır. Buna göre şirketlerin parçalardan oluştuğu, bu parçaların hareketlerine merkezi otorite kurallarının hükmettiği ve çeşitli koşullarda sonucun tahmin ve kontrol edilebilir olduğu varsayılır.

   Taylorizm olarak isimlendirilen bu yönetim ilkeleri, hür teşebbüsünün esas alındığı, fiyat mekanizmasının pazar koşulları ile belirlendiği ve kâr amacı güdülen kapitalist sistemin bir aracı olarak görülmüştür.

   Karl Marx ve Friedrich Engels’den sonra Sosyalizmin en önemli ismi Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin, “The Taylor System-Man’s Enslavement by the Machine (1914)” adlı makalesinde Taylor‘un sistemini “insanın ve özelinde çalışanın sömürülmesi için kullanılan araçlarından biri” olarak tanımlamıştır.

   Asri Zamanlar (Modern Times, 1936) filminin ilk 15 dakikasında, üretim bandında çalışan Şarlo vasıtasıyla Taylorcu yönetim anlayışı, Ford ile özleştirilen “üretim hattı” ve kapitalist sistemi eleştiriliyor.

   Bu filmde; yöneticinin şirketi ekrandan takip ederek “hızlanın” talimatı vermesi, Şarlo’nun (Charlie Chaplin) üretim hattında akan parçaların cıvatasını sıkarken zaman ve performans baskısını hissetmesi, “yemek yeme” makinesi satmak için gelen satıcının “çalışanlarınızı otomatik olarak besleyen bu makine sayesinde öğle yemeği için durmayarak rakiplerinizin önünde olabilirsiniz, böylece üretimi artacak ve personel masraflarınız azalır.” demesi ile 1930’ların yönetim ve üretim anlayışı (belki de günümüz) hicvedilmektedir.

   Öte yandan; tuvalette sigara içme sahnesi ile çalışanların “nasıl kaytarma” yapabilecekleri de gösterilmektedir.  

   Taylor, üretim için “standartlaşma ve uzmanlaşma”, “hareket ve zaman etüdü” ve “en ucuz yerine en iyi elemanı seçebilme” gibi önemli kavramlar getirmiş olmasına karşın; insan daha doğrusu çalışan odaklı olmayan, çalışanlar arası ilişkileri dikkate almayan ve çalışanların sadece ücret ile motive edilebileceğine inanan; otoriter ve hiyerarşik yapıda bürokratik çalışmayı seven yönetim anlayışının gelişmesine yol açmıştır.

   Öte yandan Kapitalizm sistemin alternatifi olarak görülen Sosyalizm, çok mu masumdur?

   Özünde toplumun refahının, kültürünün ve katılımcılığının arttırılmasını amaçlayan Sosyalizm, bu amacı gerçekleştirebilmiş midir? Sosyalizmi esas alan ülkelerde; insan hakları tam olarak sağlandığı veya insanların sömürülmediği veya bu ülkeleri yönetenlerin Taylor’un şekillendirdiği “otoriter, hiyerarşik ve bürokratik şirketlerden” farkı olmadığı söylenebilir mi? Sendikaların gerçekten emeğin gücü ve hakkı için çalıştığı söylenebilir mi? Benim cevabım, “Hayır” olacaktır.

   Dünyada çığır açan ve insanlığa büyük fayda sağlayan inovatif gelişmeleri saymak istesek aklımıza gelen ilk örnekler, hangi mucitler tarafından yapılmıştır? Bu mucitler, Kapitalizmi veya Sosyalizmi esas alan ülkelerde mi yaşamıştır? Benim cevabım, “Kapitalist ülkeler” olacaktır. Kapitalizm olmasaydı son 150 yıldaki teknolojik gelişmeler olabilir miydi? Hür teşebbüsün esas alındığı Kapitalizm ile mucitler ve şirketler, daha iyisi için rekabet ederek inanılmaz keşifler ve icatlar yapmıştır.

   Kapitalizm; çoğunlukla sermaye, şirket, karlılık ve verimlilik ile ilişkilendirilirken sosyalizm; çoğunlukla insan, çevre, beşeri ve sosyal haklar ile ilişkilendirilmektedir.

 

Ancak ve Fakat…

   Bana göre ne Kapitalizm ne de Sosyalizm, çok kötü “tu kaka” veya çok iyidir “yaşasın”. Her ikisi de başarısızdır.

   Bana göre en doğrusu, insan ve çevre odaklı olarak çalışan verimlilik kadar etkin ve etkili olabilen hür teşebbüs ve sermaye ortamı olmalı ve makinelerin, işin içine insanın mutluluğu ile birlikte dâhil edildiği ve insani değer taşıyan iş, yönetim ve üretim modellerin geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

   İsim mi?

   Sosyakapital olabilir mi?

   Günümüzde birçok teknolojik cihaz kullanılmasına rağmen lojistik işi, hâlâ insan odaklı ve “emek yoğun” faaliyettir.

   Lojistiğin her faaliyetinde, mutlaka insan dokunuşu vardır.

   Lojistik işinin yapıldığı şirketler (lojistik hizmet veren, lojistiği kendi bünyesinde yapan), Kapitalist ortamda çalışan diğer şirketler gibi Kapitalist sistemin yukarıda bahsettiğim olumsuzluklarını yaşıyor olabilir mi?

   Lojistik faaliyetlerde çalışanlar ile yöneticiler ve şirketler arasındaki ilişki nasıldır? Bu çalışanlar, sadece bir makinenin parçası olarak mı görülmektedir? Çalışanların iş ve çalışma ortamındaki memnuniyeti nasıldır? Bu çalışanların iş güvenliği nasıldır? Şirketler, çevreye ne kadar saygılıdır?

   Lojistik faaliyetlerin içinde yer alan bir şirketin personel ilanında aranılan niteliklerden birisinin “yoğun iş temposunda çalışabilecek” olması dikkatimi çekince “İnsan Hakları ve Tedarik Zinciri (27.05.2013)” adlı makalemi yazdım ve “İnsan hakları ihlalleri, şirketlerin tedarik zincirini nasıl etkiler? Tedarik zincirinin önemli bir parçası olan lojistikte de insan hakları ihlalleri var mıdır? Bu ihlallerin etkisi ne olabilir?” diye sormuştum.

   Ali Koç veya Bülent Eczacıbaşı veya Zeynep Bodur Okyay benzeri lojistik sektörü firmalarından birisin yöneticisi veya patronu “kapitalist sistemi” sorgular mı? Çok merak ediyorum!

  Oruç Kaya

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları