Avrupa Topluluğu Adalet Divanı'nın (ATAD) 20 Eylül 2007 tarihinde vermiş olduğu kararı değerlendiren RODER Genel Müdür Cumhur Atılgan, konuyla ilgili bir açıklamada bulundu.
20 Eylül 2007 tarihinde ATAD, İngiltere Lordlar Kamarası 'nın Türk vatandaşları olan Veli Tum ve Mehmet Dari'nin İngiltere'de kendileri adına iş kurma hakkını reddetmesi ve bu vatandaşların İngiltere'yi terk etmesi yönündeki kararını bozmuş ve bu kararını, Türkiye- Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında tesis edilen Ortaklık Konseyi'nin 23 Kasım 1970 tarihinde imzalanan Katma Protokol'ün 41(1) maddesine bağlamıştır. Katma Protokol'ün 41(1) maddesi; taraflar (bir yandan Türkiye, diğer yandan AB'ye taraf olan ülkeler) söz konusu Protokol'ün imzalanma tarihinden itibaren, taraf ülke topraklarından herhangi birinde mukim kişilerin, diğer taraf ülke topraklarında iş kurma ve hizmet verme hürriyetlerine, o zamanki mevcut mevzuatlarında bulunan hükümlerden daha zorlayıcı (ağırlaştırıcı), kısıtlayıcı veya engelleyici hiçbir yeni yasal mevzuat veya uygulama yapmamayı birbirlerine taahhüt etmeleri hükmüne amirdir. İşte bu nedenle, Katma Protokol'ün 41(1) maddesi hukukta, "olduğu gibi kalma" - "stand still" olarak anılır. Diğer mevzuatlarda da sık olarak rastladığımız "stand still" klozu, ülkelerin birbirleri arasında ticareti ve sosyal ilişkileri arttırma yönünde attıkları çok önemli bir adımdır. Zira, bu hükmün hemen arkasından, mevcut kısıtlayıcı (engelleyici) mevzuatların ve uygulamaların da belirli bir takvim süresinde ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Nitekim aynı, Protokol'ün 41(2) maddesinde Ortaklık Anlaşması'nın 13. ve 14. maddeleri paralelinde, Ortaklık Konseyi, söz konusu kısıtlayıcı önlemleri belirli bir süre içersinde ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
ATAD’ın kararı iyice analiz edilmeli
Ancak, Ortaklık Konseyi, Katma protokol’ün 41(2) maddesi kapsamında bir” iyileştirme” konusunu şu ana kadar ele almamıştır. Bu doğrultuda ele alınmış tek karar 19 Eylül 1980 tarihli, 1/80 no.lu karar olup, bu kararda gerek Türkiye’nin gerekse AB ülkelerinin kendi topraklarında hukuken (legal) olarak mukim, yani çalışma ve oturma müsaadesine haiz olan kişilere ve ailelerine 12 Eylül 1963 tarihli Ortaklık Anlaşması’nın ve 23 Kasım 1970 tarihli Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesinden itibaren diğer taraf ülke vatandaşlarına çalışma ve oturma koşullarına ilişkin daha kısıtlayıcı, engelleyici hükümler getirmeyeceklerini taahhüt etmişlerdir. ATAD’ın kararını iyi tahlil etmek gerekmektedir. Zira bu karar, iki Türk vatandaşının “asylum” yani barınma talebinin İngiltere tarafından reddedilmesi ve bu vatandaşlarımız tarafından dava edilmesi konusudur. İngiltere bu konuyu doğal olarak “milli mevzuat – national legislation” çerçevesinde ele almış ve gerçekten de 1971 tarihli Göçmen Kanunundan sonra 1994 yılında Lordlar Kamarası’nın almış olduğu bir dizin kararlar çerçevesinde 1971 Göçmen Kanununa daha ağırlaştırıcı ve zorlaştırıcı hükümler getirmiştir. Bu doğrultuda, ATAD, Katma Protokol’ün 41(1) maddesi uyarınca, İngiltere’nin “stand still” kuralını 1994 yılında yürürlüğe koymuş olduğu şartlar ile daha ağırlaştırıcı (zorlaştırıcı) hale getirdiğine kanaat getirmiş ve burada bir ihlal konusu olduğundan söz konusu vatandaşlarımız için lehte karar vermiştir.
ATAD kararı Türkiye’yi nasıl etkileyecek?
Peki bu kararın bizim sektörümüz yani, Uluslararası Karayolu Eşya Taşımacılık sektörü ve bilhassa uluslararası alanda faaliyet gösterip Avrupa Birliği’nin üye Devletlerine taşıma yapan sürücülerimiz açısından önemi nedir? Bir başka deyişle bu karardan bizim çıkarmak istediğimiz sonuç (beklenti) olan “Artık bundan böyle Türk Sürücüleri AB’ye Vize almadan seyahat edebilirler mi?” olgusunu çıkarmak mümkün müdür?. Bu sorunun net (daha doğrusu olumlu anlamda beklediğimiz) cevabını ATAD kararında bulmak maalesef mümkün değildir. Zira, bu karar ve hukuki sonucu, Vize konusunu içermemekte söz konusu vatandaşlarımıza sadece dava konusunu içeren koşullarda İngiltere’de iş kurma hürriyetinin iadesini içermektedir. Oysa bizim meselemiz, İngiletere’ye (ve genel olarak diğer AB ülkelerine) geçici kabul kapsamında sürücülerimizin hizmet verme (yani İngiletere veya diğer AB ülkelerinde belirli bir süre kalıp, hizmet verdikten sonra (yükünü boşaltıp, bilahare yük aldıktan sonra) o ülke topraklarını terk etme eylemlerinin Katma Protokol’ün 41(1) çerçevesinde değerlendirilip, bu seyahat eyleminin vizeye tabi olup, olmadığı hususudur. Böyle değerlendirildiğinde de AB ülkelerinde vize uygulamasının halen geçerli olacağı sonucu ortaya çıkmaktadır.
İşin peşini bırakmamak gerekiyor
Ancak, dava konusu spesifik bir durumu içermektedir. Katma Protokol’ün 41(1) maddesinde bir başka “sihirli” cümle daha vardır. O da “freedom to provide services” yani “hizmet verme hürriyetinin” kısıtlanmaması hususudur. Bir başka ifade ile “freedom of establishment” ifadesi ile bir “kalıcılık” özdeşlemesi yapılırken, “freedom to provide services” bu kapsamdan çıkarılarak ayrı bir ifade ile belirtilmiştir. Yani bu eylemin kalıcı ve geçici olacağı kesin olarak belirtilmemiştir. Şimdi yapılması gereken bu ikinci “sihirli” cümlenin peşine düşmek olacaktır. Zira, bazı AB ülkeleri kendi topraklarında geçici kalmaya izin verme konusunda Vize uygulamasını getirmiş ve bunu da 1970 Katma Protokol’ünden sonra uygulamaya koymuşlardır. Bu bağlamda, Protokol’ün 41(1) maddesine daha da ağırlaştırıcı, zorlaştırıcı bir uygulama getirmişlerdir. Konunun bu yönde ele alınarak taşımacılarımız için hayati önem taşıyan bu meselenin üzerine gitmek artık hepimizin görevi olmuştur.
CUMHUR ATILGAN www.tasimacilar.com
- - Bu haber hakkında görüş ekleyebilirsiniz. - -
|
|
|
| | |
|
| Selamlar Cumhur Bey
bu yazıyı mutlaka görümşünüzdür ama ben yine de bir link atmak istedim
http://tasimacilar.com/haber.asp?wtc=haber&id=3037 |
|
| İnan TUNÇ / 02.01.2009 20:59:43 |
|
|
|